Tiktok, Meta ve diğerleri: Sosyal medya eroin gibi mi?

ABD’de Meta CEO’su Mark Zuckerberg, iki hafta kadar önce dikkat çekici bir davada ifade verdi. Ebeveynler ve bugün 20 yaşında olan bir davacı, Meta ve Google’ı, sosyal medya platformlarını, çocuklar ve gençler bağımlı olacak ve ruhsal sorunlar geliştirecek şekilde bilinçli olarak tasarlamakla suçluyor.
Zuckerberg’in Instagram ve YouTube’un bağımlılık riski konusundaki açıklamaları, giderek daha fazla ülkenin reşit olmayanlar için sosyal medya yasağı ya da kapsamlı kısıtlamalar tartıştığı veya uygulamaya koyduğu bir dönemde gündeme geliyor.
Bilimsel araştırmalara bakıldığında, yoğun sosyal medya kullanımı ile madde kullanımı arasında bazı paralellikler bulunduğu görülüyor. Bu durum yasak tartışmasına yeni bir boyut kazandırıyor.
Alman Bilimler Akademisi Leopoldina’nın güncel bir tartışma belgesinde, Almanya’daki gençlerin kayda değer bir bölümünün bağımlılık benzeri kullanım davranışı sergilediğine dikkat çekiliyor. Kontrol kaybı, diğer faaliyetlerin ihmal edilmesi ve anksiyete bozuklukları ile depresyon gibi ölçülebilir psikolojik yük belirtileri buna örnek gösteriliyor.
Sosyal medya beyni değiştiriyor mu?
Tıbbi açıdan sosyal medya bağımlılığı, henüz resmi bir tanı olarak kabul edilmiyor. Sosyal medya kullanımının, beyin değişiklikleriyle nedensel olarak bağlantılı olduğunu gösteren bilimsel kanıtlar artmakla birlikte hâlâ sınırlı.

Sosyal medya bağımlığının, beyindeki etkilerine dair henüz kapsamlı ve somut veriler mevut değilFotoğraf: DW Transtel
Ulm Üniversitesi Moleküler Psikoloji Bölümü eski başkanı ve Makao’da “Seçkin Profesör” unvanına sahip psikolog ve bağımlılık uzmanı Prof. Dr. Christian Montag, bu konuda ayrım yapılması gerektiğini söylüyor:
“Sosyal medya bağımlılığı henüz tıbben tanınmış bir teşhis değil. Eroin bağımlılığına gerçek benzerlikler ortaya koyan kapsamlı beyin görüntüleme çalışmaları eksik. Eroinle doğrudan karşılaştırma yapmak karmaşık bir sorunu açıklamak yerine, ahlaki panik doğurabilir.”
Montag, madde bağımlılığı alanındaki tanı kriterlerinin sosyal medya kullanımına uygulanmasının, sosyal medyanın gündelik hayatın parçası olması nedeniyle sıradan davranışların hastalık gibi görülmesine yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Ona göre, zararlı davranışı normal çevrimiçi tüketimden ayıran net ve özgül kriterlere ihtiyaç var.
TikTok ve benzeri platformlara yasak neden tartışmalı?
Montag’a göre, normal akıllı telefon alışkanlıkları erken biçimde “patolojikleştirilirse” bunun yetişkinler için de geçerli olması gerekir. Zira birçok yetişkin de her gün uzun süre akıllı telefon kullanıyor. TikTok ve benzeri sosyal medya uygulamalarına getirilecek bir yasak, sorunları çözmekten ziyade gizleyebilir.
Ayrıca gençler dijital medya ile sorumlu biçimde başa çıkmayı öğrenme fırsatını kaybedebilir. Medya okuryazarlığı büyük ölçüde gündelik yaşam içinde öğreniliyor.

Almanya dahil bazı ülkeler, çocuklara sosyal medya yasağını tartışırken, Avustralya, İngiltere, Fransa, Danimarka ve İspanya gibi ülkeler ise çoktan somut adımlar atarak belirli yaşın altındakilerin, sosyal medya platformlarına erişimine yasak ya da kızıtlama getirdi Fotoğraf: Wolfgang Maria Weber/picture alliance
Akıllı telefon mobil bir “bağımlılık makinesi” mi?
Bilim dünyası, çocuklukta sosyal medya kullanımı ile beyin değişiklikleri arasında kesin bir nedensellik ortaya koyabilmiş değil. Gözlemlenen değişikliklerin doğrudan sosyal medyadan mı kaynaklandığı yoksa başka faktörlerin mi etkili olduğu net değil.
Sosyoekonomik durum, aile ortamı, mevcut ruhsal sorunlar, uyku eksikliği, hareketsizlik ve kişilik özellikleri gibi faktörler karıştırıcı etkenler olabilir.
Sosyal medya kullanımına dair birçok veri çocukların ve ebeveynlerin öz beyanlarına dayanıyor. Bu tür veriler hata ve yanlılık içerebiliyor. Manyetik rezonans görüntüleme (MR) gibi yöntemlerin kullanıldığı beyin görüntüleme çalışmaları da çoğunlukla korelatif nitelikte ve ölçülen beyin değişikliklerinin gerçekten medya tüketiminden kaynaklandığını kesin biçimde gösteremiyor.
Ancak nedensellik henüz kesin olarak kanıtlanamamış olsa da bu, bağlantı olmadığı anlamına gelmiyor. Bazı çalışmalar, yoğun kullanımda beynin mutluluk ve ödül hissinden sorumlu dopamin sisteminin aktive olduğunu gösteriyor. Striatum, amigdala, insula ve ön singulat korteks gibi bölgelerde değişiklikler gözlenebildiği belirtiliyor. Bu bölgeler madde bağımlılığında da rol oynuyor.

Sosyal medya bağımlılığı, henüz tıbbî bir tanı olarak resmen kabul edilmiyor. Ancak pek çok insan, uykusuz kalma pahasına, bu tutkudan vazgeçemiyorFotoğraf: Yay_Images/Depositphotos/IMAGO
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan gençlerin, özellikle risk altında olabileceği ifade ediliyor. Yoğun sosyal medya kullanımı bu sorunları artırabiliyor.
Bazı çalışmalarda, kontrol ve duygularla bağlantılı alanlarda gri madde hacminde azalma gözlendiği bildiriliyor. Benzer değişikliklerin madde bağımlılığında da görüldüğü belirtiliyor.
Ruhsal sonuçlar: Kontrol kaybı
Sürekli sosyal medya kullanan gençlerde bağımlılığa benzer süreçler gözlemlenebiliyor. Zamanla yeni beğeniler ya da mesajlar eskisi kadar yoğun mutluluk hissi yaratmayabiliyor. Beynin daha fazla uyaran talep etmesi bağımlılıkta görülen bir mekanizma olarak değerlendiriliyor.
Montag, sosyal medya uygulamalarının genç kullanıcılar üzerinde güçlü bir çekim etkisi oluşturduğunu belirtiyor:
“Beğeniler, yorumlar ve algoritmik ödüller, henüz tam gelişmemiş öz düzenleme yetisi nedeniyle gençlerde bağımlılığı teşvik eden süreçleri tetikleyebilir.”
Yoğun kullanım kontrol kaybına, günlük yaşamın ihmal edilmesine ve telefon ortadan kaldırıldığında huzursuzluk gibi belirtilere yol açabiliyor. Uyku sorunları, anksiyete ve depresyon da olası sonuçlar arasında sayılıyor.

Akıllı telefon ve sosyal medyanın aşırı kullanımı, pek çok psikolojik ve sosyal sorunu da beraberinde getiriyor
Siyaset ikilemde: Bağımlılık mı özgürlük mü?
CDU Meclis Grup Başkanı Jens Spahn’ın başlattığı tartışma, bilimsel bulgular ışığında güncel ve dikkat çekici. Ancak 16 yaş altına sosyal medya yasağının doğru yol olup olmadığı toplumsal ve hukuki açıdan tartışmalı.
Avrupa Birliği’nin Dijital Hizmetler Yasası (Digital Services Act), ulusal tek taraflı adımları ciddi biçimde sınırlandırıyor. Gençlere yönelik genel bir sosyal medya yasağı temel hakları etkileyebilir; ayrıca teknik olarak tam denetlenmesi ve pedagojik olarak savunulması zor görünüyor.

CDU Meclis Grup Başkanı Jens Spahn, belirli yaş gruplarına sosyal medya yasağı veya kısıtlaması getirilmesine yönelik çağrıları destekliyorFotoğraf: Kay Nietfeld/dpa/picture alliance
Alman Bilimler Akademisi Leopoldina da 16 yaş altına genel bir sosyal medya yasağını desteklemiyor. Akademi, bilimsel belirsizlik sürdüğü müddetçe, önleyici ve koruyucu yadımları esas alan “ihtiyat” ilkesini savunuyor. Öneriler arasında daha güçlü dijital yaş doğrulaması, yaşa bağlı kısıtlamalar ve en az 15 yaşına kadar ebeveyn eşliği yer alıyor. Ayrıca okulda ve toplumda medya eğitiminin güçlendirilmesi ve dijital yetkinliklerin sistematik biçimde desteklenmesi tavsiye ediliyor.








